İnsanların yaşamaya hali yok sanki...
Bir bezmişlik, saçma bir bencillik.
Nefes almak külfet olmuş.
Anlayamyorum...
Gerçi böyle ahkam kestiğimi de bakmayın, aynı bokun içine düşer her insanoğlu hayatının bazı dönemlerinde lakin bunun geçici olduğunu bilmek ve bu durumdan çıkacağı anı sabırla beklemektir erdem.
Bir masala uyandım ben kısa bir süre önce. Öyle bildiğimiz masallardan değil ama... İçinde her zaman kaybeden kötüler yok. Hayat masalı bu. Biliyorum, her zaman iyiler kazanmayacak, biliyorum pişmanlıklar, gözyaşları ve kimi zaman kızgınlıklar da olacak. Fakat masalımsı bir duygu her daim kol geziyor damarlarımda, parmak uçlarımda, beynimin kıvrımlarında...
Bir şükür duygusu hep aklımdaki. Belki de hayatta şu zamana kadar kazandığım tüm iyi şeylerin sebebinin bu olduğuna inanmam beni hayalci yapabilir fakat yine bundan vazgeçmiyorum. Kanımızın deli aktığı o dönemelerde dahi gerçek bir isyan duygusunu hiç hissetmedim. Ne zaman ki o yola girsem yüzlerce ağaç devrildi önüme. Yok ben anladım. Beni bu isyan duygusu hasta ediyor. Yapmıyorum. Bir terslik olduğunda "Dur bakalım Mel bakalım bu sefer ne öğreneceksin?" sorusunun peşindeyim. Bu şükür duygusunun ilahi bir gücü olduğunu da düşünmüyorum. Konunun din ile inanç ile bir bağlantısı yok. Sanki bir anlaşma bu yukardaki ile... Çok net olarak görüyorum artık bunu. İşte böyle.
peki şimdi ben ne yapacağım ?
24 Nisan 2013 Çarşamba
15 Ekim 2012 Pazartesi
12 Ekim 2012 Cuma
Bu gerçek Dünya mı?
Bu gerçek Dünya mı ?
Öyle çok uykum var ki ayaklarım havada süzülüyor sanki...
Bu Dünya'ya bir insanoğlu daha geldi bu sabah karşı...
Bulunduğu yere dönmek ister gibi, huzursuz ve yorgun...
Sessizliğe ve sıcağa alışmış...
Bilmiyorum bu Dünya ona göre mi?
Zaten bu gerçek Dünya mı ?
HOŞ GELDİN EVAN!
10 Ekim 2012 Çarşamba
Tanrı olduğunuzu iddaa edenlerden misiniz yoksa Tanrı’nın olmadığını iddaa edenler misiniz?
-Diğerleri?
-Boşver.
-Şuan gördüklerimi benim gibi görmeyenler yani? Gözlerinin önünde perde olanlar, okuyup anlamayanlar, anlayıp susanlar mı ?
-Sadece onlar değil…
-O zaman, normal olduklarını idda edip buna inanan hastalar diğerleri.
-İspat et normal olduğunu.
-Kaç kişisiniz siz? Ben normal değilsem siz nesiniz? İnceliklerle yaşadığım için, hayattaki satır aralarını okuyabildiğim, hala kokuları ayırt edebildiğim, bazen kötülüğümü dürüstçe kabul edebildiğim, affetmenin erdemini tam içimde yaşayabildiğim, kızdığımda oturup insan gibi ağlabildiğim, takıntılarımla mutlu olabildiğim,yeri geldiğinde seri katillerin çok mantıklı insanlar olduğunu düşündüğüm, paranın boş bir kağıttan daha değerli olmadığına inandığım, yapmam dediklerimi inadına yaptığım, için mi normal değilim? Tanrıyım ben dediğim için mi normal olmuyorum? Ama ben yaratıyorum karşımdaki suratı , bu sesi,bu tadı, bu kokuyu, bu anı … Ben isteğim için acı veriyor vurdumduymazlığınız bana, ten paylaşımlarınızın ekip ruhuna uyumu beni bu denli güldürmesi de yine benim eserim. Tanrı beni yarattı, bende sizi yarattım.
-Biz diğerleriysek, sizde bize göre diğerlerisiniz.
-Diğerleri?
-Efendim, bir şey mi dedin ?
-Boşver.
"Muhabbet"
- Seni yaratan ben olsam böylesine sever miydim, ki beni yaratanı öldürsen böylesine kızamazdım herhalde sana?
- Peki sen içinde tanrı olduğunu bilsen kendinden korkarmıydın bilmem de , ben kalemini kıran soytarıyı asarken bir noktalamaya, işte o virgül kadar uzun korktum. Dedim ki “içimden” , “Birilerinin canıma kastı mı var ne ?”
- Acının üzerine üzerine yürümekse yaşama nedenin, şikayetlerin gerçekliğini kaybediyor. Zamana söylenme, o işini yapıyor. Buna rağmen hep sana aşık biraz zaman…Taraf tutuyor, hafızanı yuttuğu oluyor. Kızma ona lakin yakışmıyor zaten böylesi sana.
- Oysa sen hep suçu geceye atıyorsun… İnsanı kaybediyorsun içindeki, gülüyorum, öyle kolay gidiyor da gelmek bilmiyor bilirim. Bir doğa olayı böylesine karanlığa atmasın o temiz zihnini, çünkü biliyorum ki o karanlık senin de ayaklarına dolaşınca korkutur ne acı .
- Bu kendine güven duygusu yaradılışının bir parçası mı ? Vurulurken yüzüne en somut haliyle gerçekler, savrulurken bir yaz akşamı eteğinin uçları sen hiç mi anadan üryan kalmadın diğerlerinin ortasında?
- Diğerleri ?
- Boşver.
- Ne o kelimen kalmadı mı ardı ardına dizecek? Yoksa sen de mi nerden geldiğini anlayamadığın nefret dolu pek çok kelimemsiye hedef tahtası oldun, yoksa bu yüzden midir sinir anlarında zor kenetlemen dudaklarını ? Maskeler birer birer düşerken gülenlerden miydin, maskesiz kalanlardan mı yoksa düşenlerden miydin? Kalabalığı yaratanları gördün mü, yoksa bizzat sen miydin o ? Her bir kelime sancıdı sol yanımda, dudağımda yabancı oldu yalandım…İnat mıydın ? Aynı kelimelerle konuştum bildim bileli beni, ne garip ki her seferinde farklılaştı anlamları… Aynı kelimeleri duydum bildim bileli beni, ne garip ki her seferinde farklılaştı acıları.
- Kelimeler değil onları konuşan ağızlar önemlidir demiş Baroccio, anladım ben.
9 Ekim 2012 Salı
Kaç kere kaçtın ?
Ben insanların yüzünde en çok çizgileri severim. Yaşlanmaz insan bence, ancak büyür…
Asla en büyük olamayacağını bilmeden.
Her bir anın bıraktığı somut hatıralardır çizgiler… Derin veya zayıf...
Tıpkı insanlar ve hayatımızda bıraktıkları izler gibi.
Her gün aynaya bak güzel insan, ellerini kullan çizgilerini sevmek için.
Evet en sevmediğim yerdir insanda eller benim, ama olsun sen yine de ellerinle sev kendini.
Çizgilerini sev insanları sever gibi, bil ki ortaya çıkan o güzel suratının Tanrıdan sonra ikinci nedenidir seni sen yapan,diğerlerinden ayıran…
Sonra ellerine bak, kısa da olsa yaşamın en çok onlar çekti kahrını… Sevmiyorum ya ben elleri boşver, sevmiyorum ellerin izini…
Ellerini öp sevdiğin kadınların veya adamların öyle göstermelik saygıdan değil ama!
Hayatta çektiği onca yüke duyduğun hayret, saygı ve sevgiyle öp.
Sen sev elleri yine de, en doğruyu ben yapmıyorum ya bu saçma ayrıcalık bana özgü.
Sen illaki sev elleri, inadıma sev.
Sonra çökmüş omzularına bak insaların, çirkin diye eleştirme, kim bilir hangi kahrolası anların ağırlığını taşıdı.
Ya da güzellik uğruna kaç kilo bastı yarım aklıyla her sabah?
Şöyle bir dolaş, git gölgesinde dinlen omuzların, tenhadır hem orası huzur bulursun…
Ee kolay değil o kafayı taşımak, yıllar geçtikçe çökecek her neyse cinsiyetin.
Çünkü zaman cinsiyet ayrımı yapmaz…
Gelir yenisini ekler fazlasını çıkartır. Her on yılda bir sağlama yaparsın da bir türlü tutmaz hesap.
Sonra sen eksikleriyle sevmeyi öğrenirsin insanları hatta safi eksiklerini seversin bir süre sonra.
Anlarsın ki mükemmeli arama yolunda girdiğin keçi yolları inadına doğruya götürür seni.
Doğru olan zordur çünkü.
Öyle kolayına kaçmak derler ya adı üstünde insanlık onuruna sığar mı ki kaçmak?
Hem kaç kere kaçtın sen?
Kaçmalarının kendiyle çarpımı kaçtı?
Kaçmalarının kendiyle çarpımı kaçtı?
""MeL""
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




